8 Aralık 2015 Salı

De Profundis*


hani sana da olur mu, insan?
lâciverd gölgeli sulara daldığında
bağrında bir yığılma, aman aman

taş çiğneyip kaya ısırmaktan
cife koklayıp zift tatmaktan
böğründe bir yarılma, aman aman

oysa bize öğretilen dünyadan:
yaşadığın ancak kendi yansıman.
nasıl acip iş, ne de yaman
ona tutulmak, ona vurulmak
onda sevecek zübdeyi bulmak
ve bulduğunda boğulmak için
bir, Narkissos kadar güzel
iki, ırmak kadar berrak olman

ya da uzakta
karlı taç dorukları
güneşte parıldayan
bir dağ gibi durulman

ya da ufukta
yavruağzı bir zamanı
çırpınarak yaşayan
bir ada gibi kopuşman

de profundis gelen
kesif leş kokusuna
yoksa aman aman
kanlı canlı dayanaman

*De Profundis: Derinliklerden
[Fotoğraf @Köyceğiz, 2010]

27 Ekim 2015 Salı

Kırmızı


"Renkler anlaşılmaz, hissedilir."
Benim Adım Kırmızı

bulutlar geçiyor Boğaz'dan
poyrazın sürdüğü bulutlar
bulutlar geçip katar katar
böyle suskun ve opak
nereye gidiyorlar?

Üsküdar'ı aşırtmışlar,
üzerinden atlamışlar Salacak'ın
Kız Kulesi'nden bir makas alarak
bakmışlar uzun
Galata, Topkapı, Ayasofya
bulutlar böyle şerha şerha
nereye gidiyorlar?

bir şey mi var arkalarında
gizledikleri, sakladıkları
bir yangın, bir hilâl, bir çoban?
görülemeyen bir zaman?
bir kan tadı var butlarında
yenilip yutulamayan...

bulutlar geçerken
tekrar tekrar
hatırlanan
kazılan
açılan
fosilleşmiş ân

Ophelia ölürken öten kızılgerdan
ormanda aşk avına çıkmış avcılar
bir külhanda tutuşan antik taşlar,
peygamberkanı renginde
bir urba var üstlerinde
çıplak gözle
bakılamayan...

[Fotoğraf @İstanbul]

30 Eylül 2015 Çarşamba

Güzelleş


"Mutluluk, kimseyi incitmeden
daima doğruyu söyleyebilmektir."
Otto e Mezzo

Eylül...

aşk kazağının
rengârenk duygu iplerini
hangi yiğit tutabilir?
kim sağ salim eğirebilir?
o dar iğneye nasıl geçirebilir?
kaç numara şişle örebilir?
geceleri kim için giyebilir?

kırmızı için kim ölebilir?
maviyi kim kurban edebilir?

bir yanakta gizli öpüşün hatırası
öbür yanakta işli tokadın sancısı
zamana kaç an dayanabilir?
yok olup gidenler arasında
o asla yok olmayan
nasıl ayırt edilebilir?

kendilik davası gütmeden
kendilik nasıl bilinebilir?
rengi görmeyen
nasıl renksiz olabilir?
günah işlemeyen
nasıl affedilebilir?
isyan etmeyen
nasıl itaat edebilir?

dişi kadınlaşmadıkça
kişi erkekleşmedikçe
mutsuz kaknem tanrıcıklar
nasıl parçalanabilir?

yes darling,
bu diyalektik mesele böyledir.
bir gün gözüne her şey
geçmiş ve eskimiş görünürse
gözündeki mahmur çapağın izidir.
klas İtalyanın söylediği gibi
sessizlik öğrenilse de
elan hayat bir şenliktir. 

[Fotoğraf @İstanbul]

31 Ağustos 2015 Pazartesi

Delfi


çok sevindim
bir şey bilmememize

bilirbilmez tedirgin
öylece yaşayıp gitmemize

nereye, ne ile

tâ gözlerimizden içeriye
yelkenlerini basmış gemiyle

ha bu arada

selfi çağındakinin
uyanmasını bekleme
Delfi'nin girişindekine:
noverim me, noverim te*

[* bilirsem beni, bilirim seni]

25 Temmuz 2015 Cumartesi

Navigatio


"Tanrı'nın yarattığı ilk şey 
yolculuktur. 
Bunu şüphe takip eder
ve nostalji..."
To Vlemma Tou Odyssea

İstanbul'da hatmi zamanıydı.

bir ormanda
en eski ve en sessiz ağaçları
arar gibi bir hâlim vardı.
biraz aksaktım
yabani ve huysuz
can rengini görünce diner
anlayış renginde uyurdum. 
mavisinde kaybolasıya
ne kadar uzun bakardım ufuklara
ve ne kadar ağlardım notaların üzerine
sesleri suda boğulasıya,
biliyor muydun?

bu aralar hep bir adada
yıkık sütunların, harap mihrapların
ve vahşi bezuarların peşi sıra
dimağımda deniz tadıyla
benzeyeni ona
anımsatanı bana
ilk bakışı ve son hatırayı
üç bobin ömürde saklı manzarayı
aramak uğruna
dağ bayır dolandığımı
anlıyor muydun?

yok dostum
burada, bu arada
hiçbir sipariş düşünce
hiçbir aşırma akide
hiçbir kitsch peçe

kıyasıya ölmekten
- doyasıya yaşamaktan
başka şey yok burada
dayanabilene...  
ve doğrusu dostum
sevda uzak, hakikat hayal
tanrılarını kıran kırana
mızrak mızrağa, ateş ateşe
Hû sesi gelesiye,
öldürmeyene...

izliyor muydun
akşamın pembe ruhuyla denize çöküyordum
ve adada zamanı gemilerle ölçüyordum.
gelen gemiler, giden gemiler
dinleyeceğini dinlemiş
anlatacağını anlatmış
mutlu bir coğrafyada seyrüsefer
kahramanı, destanı, şiiri
anlatıcısı, bestecisi, mistiği
olan her yer gibi
sessiz ve düşünceli gemiler...

Balkanların sahi Odysseus'u varken
Hani Ortadoğu'yu diriltecek cengâverler?
Homer'i, Theo'su, Eleni'si, Nikos'u
Peki nerede Ortadoğulu naif meşrepler,
bitimsiz dramını anlatacak hür sesler?

ve gemi gidiyordu
antik sarı
çağdaş mavi
görüyor muydun?
bir zeytinin altında uyumuştun,
üzerine Akdeniz saçılmıştı
saçlarında kuş kokusu
bağrında iman korkusu 
üzümler de yeni kamaşmıştı. 
orman duruyordu 
en eski ve en sessiz ağaçlarıyla
beni çocuk gibi oyalıyordu
ve gemi gidiyordu,
doğrusu dostum
inan ya da inanma
tüm yolcularının
içinde olması gerekiyordu. 

[Fotoğraf @Girit, Myrtia]

18 Haziran 2015 Perşembe

Fikir Kuşu


ıhlamurlar açtı,
manolyalarla ibrişimler de
gülün vakti seher
bülbülün demi gece
bu ikisi sadece
umudun asude ülkesinde
- selam olsun o rinde

ey baygın kokular Haziranı
boşa mı sevdim o kadar ayvayı
hayır hayır hayır!
gönlümde boy atsın diye
karaşın sadakat ağacı...

hangi mevsimde açıyor
onun rayihası?
ruhun neresine düşüyor
kadifeden yaprağı?

düşün ki
düşünmek ne zor
hele iyi düşünmek
bu aralar tek meselem
her şeyi iyi iyi iyi 
bütün habisi
büsbütün iyi düşünmek

habis mi?
ah! fikir kuşunu
baştan kaybetmek...

fikir kuşları
rüzgârın üzerinde yaşarlar
denizin üzerinde uyurlar
ancak ölünce
toprağa basarlar

fikir kuşları
işkil görünce kaçar
şüphe duyunca solar
ve kuşkudan bayılırlar
enâniyetle de birlikte
yerin yedi kat dibine
yuvarlanırlar

iç boşluğunu
topu topu
toprağın doldurduğu 
insanda 
fikir kuşu 
ne arar?

yazgı dedikleri
düşünce ağacının meyvesi
yoo heman atlama 
banal bir carpe diemci gibi!
düşünce ağacı ekmek
hele onu çürütmeden büyütmek
meyvesini fikir kuşuna yedirmek
kolay mı sandın yoksa
modern bedevi!

hem yeri gelmişken
nedir düşünmek dedikleri?
düşünce ağacının altında
fikir kuşunu dinleyerek
misk gibi idrak kokusunu
içine çekmek mi?

güller açmış göğe

sor da gel haydi
neymiş bu konuda
fikir kuşunun fikri... 

[Külâhım, Ramazan-ı Şerifimiz hayrola. 
Hayırlar fethola, şerler defola.]

21 Mayıs 2015 Perşembe

Zenit


sesin kayığına binip
obualar küreğim
theorbo yelkenim
gülnihâl yârenim
uzaklaştım karadan
yaklaştım uzağa.

gözlerimden
Akdeniz fışkırdı o lâhza.

obuanın deliklerine basa basa
gülün dikenlerine tutuna tutuna
tırmandım göklü seslerin arasına
kalem gıcırtısı ve kağıt hışırtısı
bir an sandım ki sidretül münteha
güldüler Allah'tan heman bana.

bir bülbül öttü
bir dudak öptü
bir idrak sustu
müzikal bir cümle kuruldu da
aşağıdakilerle yukardakiler
buluştular tenhada
o ağacın altında.

gözlerimden,
gözlerim fışkırasıya...

o lâhza
kavruk bir ses
kırmızı, biberli ve Akdenizli
ağıt gibi, ateş gibi, aşk gibi
veryansın etti.
dövdü yeri ökçeleri,
dürdü göğü lâl entarisi.

ver yansın!
ver ver yansın...

ne demişti hani
ışıkla yazı yazan seferi:
insan dediğin
toprağın tuzu biberi.

başka türlü bir zaman
benim istediğim
ne düne benzer
ne yarına

şimdiki gibi değil
yaşadığım an
gördüğü başka
duyduğu başka...

yeni bir zaman bulamazsın
başka bir devran bulamazsın
o an arkandan geleceksin
dönüp dolaşıp
o esnada öleceksin.

Datça ya da İthaka
C. Yücel veya K. Kavafis,
yahut bendeniz...  

[Fotoğraf @Malta]

Anneme

Benden anneme selam söyle O ki biricik annesidir  Tüm 27 yaşında ölmüşlerin, Ölünce ölümü öldürmüşlerin Ve emanet verilmişlerin Benden annem...