17 Aralık 2014 Çarşamba

Amor Vincit Omnia


Aziz hatırasına...

şu ışıl ışıl gözlerden
şu pırıl pırıl göklerden
şu kıpır kıpır denizlerden

şu adım adım mısralardan
şu allak bullak notalardan
şu hayal meyal imajlardan

cancağzım, bize kalan
nedir ki başka
âşıklıktan?

[Fotoğraf @Konya, 2008. "Bir Konya Klasiği"]

4 Aralık 2014 Perşembe

In Memoriam


Anısına...

var mısın?
varım.
nesine?
anısına.

deniz sonsuza akıyor
yelken de, müzik de
beşer tökezliyor, düşüyor
insan doğruluyor, kalkıyor
yok gücüyle
küreklere asılıyor.

nesine?
anısına.

uyaranların ve uyutanların
işlemediği o zırhlı an çattığında,
uyanmaktan başka çare
utanmaktan başka hisse
kendinden başka kimse
olmadığını biliyor.

insan, bilinebilecek şeylerin
en güzelini bildiğinde
ne güzel oluyor.

insan, hür başına bir kayıkta
şevk ve gayretle seyrettiğinde
ne güzel gidiyor.

Hayy maşallah o insana,
ânına ve anısına...

nefes kesici insan,
kıtır kıtır nefis kesiyor.
ilk sözün, sesin, üfleyişin
anısına sonsuza akıyor.

var mısın?
yokum.
nesine?
ölümüne.

[Fotoğraf @Bolu, Gölcük.
Külâhım, senenin ilik gibi albümlerinden The Endless River'ın sponsorluğuyla...]

7 Kasım 2014 Cuma

Adam


gözdağında
bir çoban

gözümde yangın
elimde ustura ve balta
tunç, abanoz ve şimşir
geldim sapa yoldan
demir nalınlar ayağımda
dağın dibindeki ovaya.

ovada manzara düzgün
mevsimlerden hazan
günlerden o gün,
sarışın renklerden taşan
acayip bir hüzün.

bir kayaya vurdum.
bir kayının dibine çöktüm.
yapraklar ıslak, duygular ıslak, dünya ıslak
ukba parçalı bulutlu, arş-ı ala çok parlak
gözümde yangın
elimde ustura ve balta
ne yapacaktım ben bunlarla diye düşündüm.

orada belki bir an,
belki bir ömür duruldum.
duyduğum gurublar, kokladığım mehtaplar
aşkın lâcivert atlasını örtünen kızıllar
kalbin camlarında parıldayan yıldızlar
her şey geçti, ben oturdum.
dağlanan ayaklarımı ovuşturdum.

verdiğim sözleri unuttum
vermediğim sözleri tuttum
oysa ne ses benimdi, ne söz
gene de olan bitende vardı
bir çimdik tuzum.

anımsayınca doğruldum.
tıraşladım amansız usturamla
mazinin ve istikbâlin sert kıllarını
budadım ölümcül baltamla
gazoz ağacının ıskarta dallarını
çıkarıp astım çıplağına
demirden nalımlarımı...

benim sevdiğim,
usturam ve baltam,
rikkatle kestiğim her kangren aksam.
benim sevdiğim bu akşam
yarın Kasım öbür gün Ocak
benim sevdiğim,
sadece kendi peşinden giden adam.

ovaya ve dağa
sessiz, yalnız
ve nalınsız...

[Fotoğraf @Bolu, Gölcük]

7 Ekim 2014 Salı

Kurban


Eylül mavisi
Ekim yeşili

Yaza sır vurulur, güz olur.
Yüze sır vurulur, göz olur.

Cama sır vurulur, ayna olur.
Çamura sır vurulur, seramik olur.
Arıya sır vurulur, bal olur.

Ağaca sır vurulur, kağıt olur.
Ağaca sır vurulur, kalem olur.
Denize sır vurulur, mürekkep olur.
Denize sır vurulur, kan revan olur.
Rüzgâra sır vurulur, yağmur olur.
Rüzgâra sır vurulur, mavi olur.
Süte sır vurulur, yoğurt olur.
Süte sır vurulur, peynir olur.

Şiire sır vurulur, sabır olur.
Şiire sır vurulur, nasır olur.

Göze sır vurulur, âlem sınırsız sır görünür.
Göze sır vurulur, âlem sırsız sınırlı görünür.

Düşünmeye sır vurulur, anlamak olur.
İdrake sır vurulur, kurban olur.
Firkate sır vurulur, vuslat olur.

Her işin bir sırrı vardır.
Sır, ancak ehline ayandır.
Sırra sır vurulur, ayan olur.
Ayana sır vurulur, sır olur.
Sır, dengeyle, kıvamla, ustalıkla ilgili bir olgudur
ve içinden tavşan filan çıkmaz.

İnsana sır vurulur, kamil insan olur.
İnsana sır vurulur, insanlığından olur.

Sırrı vuran birdir, tektir. Sır başka başkadır, fakat O'ndan başka yoktur.
Sır mahallinin hem içinde hem dışındadır, ne içinde ne dışındadır.
O'nun hakkında ne düşünülürse, O, bundan uzaktır.

Bal, arı değildir; fakat arının sırrıdır.
Kağıt, ağaç değildir; fakat ağacın sırrıdır.
İnsan, O değildir; fakat O'nun sırrıdır.

[Fotoğraf @Patara. "İnsan, benim sırrımdır." kudsî hadis.
Külâhım, tarife, arefe, kurban ve bayram. Mübarek ola.]

12 Eylül 2014 Cuma

Direk


Akdenizyak...
öğrenerek, görerek, yaşayarak
adadan adaya yalınayak
nerede trak orada bırak
nihai limana yaklaştığında
indir yelkenleri
rahatlat direği,
Eylül'ün sakin yüzüne bak.

edebini topla, kapıyı çal
ne tın tın, ne dan dan
dengeyi bul, ayarlı davran.
- yoksa ayar, huzur hayal!
öyleyse benliğini denk al.

ve zamandan içeri gir,
zamandan içeri gir üryan.

âlemin direğine tırman.

o direk
burun direği olmasın?
o burun direği,
dinin direği olmasın?
sızladıkça rüku
kırıldıkça secde

namaz, dinin direği
günde asgari beş kere
devamlı düşeyazan direği
kaldırma gayreti...

burun, tinin direği
günde bilmem kaç kere
kendini unutan tini
anımsatma merci...

ha din ha tin, direk kesin
ha anladım, çok mersi.

Akdenizyak...
gir zamandan içeri
Direklerarası'nda, yap bir gezinti.

[Fotoğraf @Kos. Külâhım dili olmayanın düşüncesi de olmaz, düşüncesi olmayan bir millet de aynen bizimki gibi olur. Dil, evin direği; ne kadar sağlam o kadar iyi.]

27 Temmuz 2014 Pazar

Ortadoğu


Hey Külâhım...
şimdiyim ve buradayım, hamdolsun teçhizatım bir arada.
bomba yemedim kafama, kurşun isabet etmedi sırtıma.
[ne talih, yüzde kaç nesli azalmışların yanında]
bıçaklanmadım kalbimden desem inanma ama,
kalbi delik deşik olmayan kaldı mı dünyada?

kalp değil ki delinsin, deliklerden ışık girsin.
ışık girmeyen kalbe doktor ne etsin?
ancak çelik kokusu, sade demir soğuğu
kapkara bir naylon parçası,
ateşin bile değmekten korktuğu.

işte Ortadoğu...
insanın başladığı
ve insanın son bulduğu.

bir yanda İsrailoğlunun kalleş varoluşu
öte yanda Müslüman kılığında hain bozguncu
hangi hakla vurursunuz alçaklar
yattığı yerde Yunus'u!

kelimelerden kurşun yapabilsem
ve şu kaba mahluku
kelamıkibar kefeniyle
kağıdın derinliklerine gömebilsem!
di' mi, ne güzel olurdu.

nerede öyle şairlik
öyle efelik, öyle serdengeçtilik!
yaşanmayan kelime ancak sergilik!
di' mi, çok doğru.

***

[içtiğim yel
yediğim yol]

Kadir hürmetine af, afiyet, sekine
Bayram şerefine bir durup düşünce
oysa bilmem ki gece nerede?
hangi toprağa saklı şehirde?

gelip kuşatsa kalp adasını
ak yelkenli gemileriyle
dikse kalesine yeşil sancağı
esmer kollu yiğitleriyle,
ossaat teslim olma mı
gönül orduları komutanı
tevhid marşı eşliğinde...

saralım filmi geriye
bakalım gözün seyrine

koca karınlı gemide
şarap rengi denizde
kan mı o, yoksa su mu
kana kana içtiğim
gömgök odisede?

yokluktan varlığa
sığına sığına
yüzdüğüm havada
uçtuğum denizde
geldiğim toprakta
sarıldığım ateşte
zünnarı kesik, ipi zinde
Ay'a sokuldum bir gece.

öptüm yüzünü ve başını
sordum varlık nerede?
ayın ve günün varlığı
anın ve anlağın varlığı nerede?
ne tütün, ne tunç, ne altın
bıraktım kuruyu ve karayı
gemi azıya aldım, çözdüm palamarı
sarp burunlardan, tekinsiz boğazlardan
kara enginlerden, fırtınalı göklerden
geldim çağıl çağıl, zârı zârı
geldim varlığın sesine,
sesinde şiire dönüşmeğe.

öptü yüzümü ve başımı
gönderdi geri gemiye.
onbeşlik bir çehreyle
bir iftar vakti geldi
ansızın solumda belirdi
sanki o aşk ben meşk
oruç açtık birlikte
su üstünde, zeytin ve incirle.

gözlerimizden öpünce gece,
döşedi altından yolu denize.
varlıktan bir nişaneyle
ısmarladı gemiyi yola ve yele.

esti batı, şişti yelken
göründü kara, güneş inerken
sarışın manzarada o güzel gölgeler
nasıl da içe işleyen hafız Sirenler
ve tüm maviler toplaşıp
karşılamaya gelmişken,
gel de yakma bir sigara
gel de yanaşma karaya!
diye ünledi yanık kürekler.

ne tütün, ne tunç, ne altın
bıraktım kuruyu ve karayı.
yoksa nasıl anlasın
Akdeniz'in asude batısı,
kanlı doğusun hâlını.

[Bayram külâhım, Ortadoğu'ya hakiki bir bayram inşallah.
http://www.youtube.com/watch?v=h1fYDBib39s]
 

15 Mayıs 2014 Perşembe

Anatolian


"maden ocağının dibinde"

mevsimsiz soğuklar
haymatlos bulutlar
ara sıcaklarda
patolojik ruhlar
somatik bulgular

"rüzgârdan başka
beni dinleyen yok"
satırla dilimlenmiş satırlar...
güzelliğin anıtı mazide mi kalmış
yoksa umudun istikbâlinde mi?
işbu cevabı arayan,
eflatuncu güzel Alman
Almanlığından da utanan...
onun gözünde bir ulus ki
sakil, kaba, mekanik, nadan
ne kadar ayaz sıfat varsa, ondan.

trajik Alman'dan
kaygusuz Türk'e...
vurdumduymaz demeyeyim yok,
nemelazımcılıktan hüküm giymeyeyim.
veya gamsız, sorumsuz, tasasız da
demeyeyim.
nedyeyim, neyleyim?
hay canına yandığım
bilmiyorum ki Türk kim?

öyle ya,
bir zamanlar Anadolulu vardı.
Anatolian, Doğulu
filmini de yaptılar hani,
Anadolu'yu uzaktan andıran.
hâlbuki son Doğulu da öleli,
nereden baksan bir asrı geçti.

Türk Doğulu idi,
o kadarını biliyorum.
seyyar bir kavimdi,
anlamazdı tarımdan, sanattan
zanaattan ve dekorasyondan.
Anadolu'ya yerleşince
Allah için o dönem çalışkan,
iyi belledi ilahi ödevini
ağbilerinden ablalarından.

ve Tanrı kültürü yarattı.
Anadolu'nun eşsiz ekini
İyonun, Türkün, Arabın, Farsın
eliyle harman yerine taşındı.
bu harmanla beslenen nesiller,
işinde gücünde mütevazı
anayola râm olmuş bahtlı
gizli bir ömür sürdü, muammalı.

har vuruldu harman savruldu.
yiğidin harman olduğu yer kurudu.
girdaptan bize ancak
çeri çöpü, kîl ü kâlı kaldı.

heyhat!
bir harmanız bu çağ
anaerkil, ataerkil, paraerkil
terakki dediğin bu muydu aga!
doğudan bakıyorum da
kömür gözlerinde
azgelişmiş bir dağdağa...

[Fotoğraf @İstanbul. Alın teri ecel terine karışmış bütün işçilere, emekçilere, sarı çizmelilere gani rahmet... Bize de acil halk olma bilinci, sapla samanı ayırma becerisi, bağcı dövmek değil üzüm yemek itkisi diliyorum külâhım. Yoksa bir cacık olmaz, ya da sadece cacık olur, o kadar.]

Anneme

Benden anneme selam söyle O ki biricik annesidir  Tüm 27 yaşında ölmüşlerin, Ölünce ölümü öldürmüşlerin Ve emanet verilmişlerin Benden annem...