17 Nisan 2014 Perşembe

Hey You!


hey you!
hey sen, oradaki!
kemancı damdaki
piyade Boğaz'daki
şakayık dudaktaki
kızarıklık ruhtaki

bugün ateşe düşen
yoksa cemre mi?
hayret! ateş ateşe düşer mi?
çifte kavrulmuş nevruz
susuzları bir lâhza keser mi?
bahar dediğin canın dirilişi
ekinoks bildiğin ateşin keşfi;
havaya, suya, toprağa
ve ateşe düşen kor tanesi.

hey you!
şu çağların sükûtu
belagat mi belahat mi?
şu salına salına gelen
gelirken hurda deren
Çanakkaleli Melahat mi?

derken günler esnedi...
Mart'ın yerinde yeller esti.
Nisan'ın ensesinde boza pişti.
surun dibinden üç leylek geçti.
bakarken kanatlara içli,
beton adlı modern gulyabani
çağların estetiğini yedi bitirdi.
afiyet şugar zıkkım
harrangürra olaylar gelişti.

öyle ya da böyle
denizin yanındaki iskemlede
harap şehrin kuytu iskelesinde
tekmil sanat duyusu tetikte
bir şaheser filmi izler gibi
bir senfonik sesi dinler gibi
bir lakonik şiiri okur gibi.

hey you!
şol çağların soluğu,
vira çaldığın boru
sıfat mıdır isim mi?
daha doğrusu,
film midir fiil mi?

[Fotoğraf @İstanbul, Dolapdere]

12 Mart 2014 Çarşamba

Bulmak


dan dan dan!

dan dan dan... 
saptırmadan, çarpıtmadan
yutmadan, yuvarlamadan
yıkmadan, yalpalamadan
katıp karıştırmadan
karıp ayrıştırmadan
nasıl bahsetsem acaba
vicdandan?

anam bubam çok yaman
anlamak ve anlatmak
sadra yağmur yağmadan
vicdanı sel basmadan...

bari bir deneyeyim,
ağzımdan yel almadan.

Haziran'da ölmek zor
Venedik'te de hakeza.
Ocak'ta ve Mart'ta
ıssız sokak ortasında
ve bir otel odasında
bir hastane yatağında
bir mermiyle arkadan
tek seferde şakaktan

gene de yeğoğlu yeğdir
meydanlarda kurşuna dizilmek,
vicdan veremiyle nallamaktan!

biraz kül biraz duman
biraz arkeoloji biraz semiyoloji
biraz etimoloji biraz anlam:
vicdan hem ölümcül hem hayati
bildiğin kuantum mekaniği
"bulmak" isteyen bir münadi
[yoksa ah şu kelimelerrr
ağırayak birer haberci mi!]

kökenbilim, soybilim, ilkbilim
vicdanın arkeolojisine dikizbilim:
insanın içinde bulunan
insanın içinde bulduğu
işte fotoğrafta gösterilen bu!
elan ara ki bulasın punctum'u.

içinde gizli oku...

öyleyse oku avlayalım
haydi bulunanı bulalım
yatağın altına mı bakalım?
çekmeceleri mi karıştıralım?
gökte mi, denizde mi arayalım?
kuşa mı, balığa mı soralım?
"içimdeki buradan geçti mi?"
geçmiş olsun bacım.

dan dan dan!

zil mi çalıyor, vapor düdüğü mü?
kapı mı vuruluyor, bitki örtüsü mü?
magmada çoksesli koro öterken
içeride bulunanı bulmak
çamura bulananı çıkarmak
anam bubam, heman mümkün mü?

yok artık dan dan
bitti kapandı dükkân!
daha bahtlı kim olabilir,
herkes meyus eve dönmüşken
hâlâ sabırla kapıda yatandan?
daha onurlu kim durabilir,
içeride ölü bulunmadan vicdan
hâlâ umutla nöbet tutandan?

öyle ya,
Hamlet bile korkmuş vicdandan,
içindeki şaşmaz okla vurulmaktan.

[Siyaset denen zorba lenduhanın altında kalıp can vermiş bütün çocuklara, gençlere, insanlara Allah'tan gani rahmet, kalanlara adalet diliyorum külâhım. İnsanın içinde uyuyan bir şey var, hayır hayır canavar değil, o çoktan uyanmış "dışarıda". İnsanın içinde hâlâ uykuda bir şey var: v-c-d yani bulmak kökünden gelen, içeride bulunmayı bekleyen bir kuvvet var, adı Vicdan, adı İnsaf, adı Adalet... Tez uyana, tez buluna inşallah!

Mehmet Akif'ten daima: "Korkma!" Bulmaktan korkma!]

19 Şubat 2014 Çarşamba

Yağmak


kabz u bast
kabz u bast
kast u rast

huu huuu
evde kimse yok mu?
yahum canım ciğerim
aramızda taş kapılar,
yahut yaş perdeler...
nerede çin çin ziller?
hani kadife püsküller?
tutup çekeyim
çalıp kaçayım.

bâdehu gözyaşlarımı
viledayla paspaslayayım.

zilleri bulursam
takayım da
çıkı çıkı yapayım.
arkamdan, zilleri taktı
çıkı çıkı yaptı zavallı, desinler.
bir de haklarını helal etsinler,
si carissima, adam olana yeter.

zilin zilletini
kapı milleti nereden bilecek?
maksat adi bir asonans
aliterasyonun seslisi hani
öyle ya şiir illeti
sanatların en cins ü canisi.

şaka şaka şiirciğim,
yahum canım ciğerim,
ben seni arıyorum,
sen zilleri taktı
diyorsun filan çıkı çıkı.
aç şu yolları da geçelim.
aç su yollarını da içelim.
bırak bu yolları,
devlet su yolları.
hah işte o devlet,
çaktın sen numarayı.

yok artık,
şimdiki zaman mimozaları da açtı.
yahum bu da nereden çıktı?
hem de ne güzel açtı keranacı,
topik topik sarışınları
sanki ruhum bayılttı.
ikmal için mânâyı
bir tutam pastoral illâ lazımdı.

kışsız geçti bu kış, ne yapalım.
elan Heybeli'den hatıra toplayalım.
olmadı Roma'da partilere akalım.
ilk kadın efe Antigone
son kadın melankoli Eleni.
haydi Prometyus'tan ateşi çalalım
ve Neryus'tan lütfen denizi...
Febus'u tutalım, rüzgârı salalım,
kuruyu suyla ovalayalım.
açılan, canlanan, ferahlayan
sere serpe, yaka bağır, kıpır kıpır
önümüzdeki baharlara bakalım.

kabzayla bast.
bastıra bastıra rast.
cemre havayı güm ü güm çalıyor,
evdeysen göğün kapılarını aç.

[Fotoğraf @Paris, Bosch'un Melekleri.
"Gökler ağlamadıkça toprak gülmez"miş külâhım.]

24 Ocak 2014 Cuma

Yapmak


[kışa niyet, kara kısmet]

pırıl, ne de pırıl
pır pır pırıl
kalp pırıl, gök pırıl
Boğaz'a sere serpe
nasıl da yayılmış Akdeniz
gördün mü, yüzü gözü pırıl
böyle güneşli erbainde,
güneşi seven dahi çıldırır.

bereket, ışık zehirlenmesi
en sağlıklı hastalıktır.

sadede gelelim.
o gün rüzgâr batıdandı sevgilim
kalbin seheri, zihnin öğlesi
ruhun alabildiğine deniz seferi.
bugünse yaprak sessiz;
Ocak, güneşten uyuşmuş gibi.
lodos tamam, kafayı ütüledi.
jilet gibi nöronlar, alnı süsledi.
gayrı güneyli rüzgâr kafi,
yarın lütfen kuzeyden gelir mi?
zefirin do majör borusu öter de
kuşlara, dağlara, nehirlere
kışı, adam gibi dinletir mi?

doktor doktor Jivagom
buzdan şiir, ateşten dom!
haydi patetik maestrom,
aşkın kadim musikisini
opus bir kar senfonisini
manzarada o akkor iç çekişi
- ah! kelimeler lâl!
kristal kan, beyaz hayal!
işte o tertemiz sesi,
nârdan kara sakin geçişi
n'olur benim için tekrar çal!
tekrar tekrar tekrar çal.

aşkın giyeceği nâr,
içeceği kar imiş,
cebinde de günebakanlar.

velveleden zelzeleye
rokokodan realizme

oldu olanlar, öldü ölenler bak!
yol uzun, kısaları yak!
ne olmak, ne ölmek, ne mek mak
tek irade, tek imkân, tek sanat
tek yapılacak: sadece yapmak...

[bir de kış yapsa, tam olacak.]

[Fotoğraf @Paris. "Bin defa mazlum olsan da, bir defa zalim olma." Ali hazret (kv)
Pek isabet, net rabıta külâhım. Andre Malraux da insanları ikiye ayırmış. Hep cart diye ikiye ayrılır zaar da bu ayrım bu saça çok yakışmış: Bir yanda bir şey olmak isteyenler, diğer yanda bir şey yapmak isteyenler. Nasıl ayrım ama, uçurum gibi hey maşallah. Yarar!]

3 Ocak 2014 Cuma

Ölmek


sır, aynaya baktırır.
Aralık bulup sızar içerilere
aynanın derinliklerine...
karanlık madde
aydınlık cezbe
arkaik gülümseme
ritimdeki esrime.

bilmem nasıl diyeyim
bismillah buyur gidelim
Ocak'ı ateşlemeye...
son yaprakları da süpüren
ölü tabiatı sakinleştirmeye...
tozlar tozlara, küller küllere
bol rahmet erbainde ölenlere...

ölmek ya da ölmemek
nihayet meseleye gelmek!
her canlı ölümü tadacak elbet.
vaay ölümün tadı var demek.
acaba bal gibi tatlı mı
yoksa ağu gibi acı?
hâliyle vardır bir cevabı, evet.

ah'ın derin tarihi
oh'un gizli mazisi
öl deyince ölenlerin âlemi.
olmak mı ölmek mi
ölmeden önce bilmek mi
bir ihtimal daha var
o da sevmek mi?
ol, öl, sev
yap, işlet, düzelt
yık, kır, dök, yine yücelt.

yükseği, dipte hisset.
zilleti, izzete hapset.
alimallah harekete hicret!
işte öz, işte norm, işte hüccet:
hayat hareketse, ölüm bereket.

[Fotoğraf @Paris, Pere Lachaise]

27 Aralık 2013 Cuma

Olmak


özünü aşaman
diğer her şeyi aş
ötekini ve berikini aş
dünyayı ve kendini aş
hepsini aşabilirsin
aşırabilirsin, aşırtabilirsin.
hatta asılabilir, asabilirsin.
özünü aşaman ama
artık bundan emin olabilirsin.

öyle ya, badem tohumundan
ceviz meyvesi bekleyemezsin.
önce bademi devşir de
sonra mümkünse ceviz de ekersin.

kâh havas aklı, kâh halk ağzı
ki ben severim halkla ilgili olanı.
insan önce fert mi olur yoksa halk mı
karıştırırım bile bazı bazı.

hem halk hem halkçı da olunur
susturmak için devlet denen aygıtı:
detone, transpoze, absürt
acayip sesler çıkararak çalışanı.
hem öyle bir olunur ki halkçı,
hem sosyalist hem hikmetist
[hem sosyalci hem dinci]
maddi manevi ayarlamak için,
erkle sapıtanları, güçle azanları.
tabiatın hizasına sokmak için,
çukur kazanları, yolu bozanları.

önünde sonunda ütopya,
bildiğim tek devlet Eflatun boyalı.

[ütopya, fakirin ekmeği]

insan dediğin böyle
halk da olur, millet de, fert de.
başka şey olur mu hariçte?
hele bunları olsun da
gerisi kusur kalsın diyen olabilir mecliste.
rastlanabilir, anlamam köylüyüm diyene de.

hepsinin altında ve üstünde
insan, "olmakla" memur fikrimce.
cebren, zoraki, metazori
mecburen, emrivaki, oldubitti...
yok, bu sıfatlar taze bitti.
mükellefin manası değişti.
olmak ya da olmamak meselesi
bu kadar basit olabilir mi?

olur olur, o da olur.
olana kadar olmak zordur.
zor bulunana talep çoktur da,
zora rağbet ender bulunur.
ve cümle yeniden kurulur:
olmak ya da olmamak meselesi
bu kadar çetin olabilir mi?

basit ya da çetin ne ki?
ontolojik derdi derenler
allasen söyle kaç kişi?
olmanın derdi kimi gerdi?
onca olan arasında
olmamayı kim anlayabildi?
olmayı dert edinmek ya da
olmamayı dert edinmemek
işte insanlığın garip tarihi!

olmak mı dersin
yoksa ölmek mi?
bir ihtimal daha var
o da ne mi dersin?
ikisi arası bir sezgi.
ne var ne yok?
varla yokun karesi.
ikisinden de hâllicesi.

oysa,
olmakla aramızdaki
anca,
içli bir aşk hikâyesi.

dünya da,
ol deyince olanların
bağı bahçesi.

neticesi,
özünü aşaman
hele haddini, hii!

[Fotoğraf @Paris.
Külâhım, büyük şair Mehmet Akif'i de analım, ruhu şad olsun. O da dertleniyordur ihtimal memleketin hâline. Sıkı Arnavut, hakiki vatanperver, harbi halkçı, net insan:

"İlahi, kimsesizlikten bunaldım, aşina yok mu?
Vatansız, hanumansız bir garibim... Mülteca yok mu?
Bütün yokluk mu her yer? Bari yok der sada yok mu?"
...
"Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
'Gömelim gel seni tarihe!' desem, sığmazsın."]

25 Kasım 2013 Pazartesi

Alâka


"Ruhun deniz dinginliği"

ah! ne de çoklar
tınılar, mısralar, satırlar
bölük bölük, saf saf, sıra sıra.
Adem'den bu yana,
asırlardır süren ulvi sanatta,
hem varsıl hem yoksul
eski güzel zamanlar,
yeni hâlsiz çağlar.

kim söyledi, anımsamıyorum.
biliyorsun, bilmiyorum.
ne zamandı hakikaten
böyle güneşli bir Kasım?
onu düşünüyorum.
kuzeyli bir rüzgâr
maziye savururken güzü,
hatıramda renk cümbüşü,
ak mendille uğurluyorum.

yavaş yavaş
ah! ne de yavaşlar
ânı adımlayan ayaklar.
aynada kimi karaltılar,
kabak tadı veren
pörsümüş kuruntular.
rap rap, zap zap, zapturapt
sahneyi dağıtan ilahi aygıtla
huzura kavuşmuş tragedyalar.

İstanbullular ve Romalılar!
dağlılar ve adalılar!
zamanlı ve mekânlı mahluğa
ansızın ve lâmekân bir sevda.
tembel ve asabi insana
cevval ve asude bir yuva.
hilâlin kızıla boyandığı,
eşsiz ve süresiz bir ânda.

1900'ün başında,
oynuyor çocuklar sınıfsız
cömert buğdayların arasında.
ataları arasında sarp uçurum
biri parya, öteki kral çuluyla.
taç ve asa
taş ve sopa
biri altından, ötekisi tahta
aynı eşya: eteğini sıyırınca.

tahta, altından çevik
adalet arenasında.
kodu mu oturtur anlayana.
vurmaya kalksan altınla
cimri yerlerin ağrır,
kıyamazsın eteği pahalıya.

öyle inince kallavi sopa
devrilince taht kralın başına
parya, hep paryalığa talim
yeni gözdemiz rüküş burjuva!
metalik avazlarla doğdu
toprağa ve dimağa makkina,
organik efendi öldü ya,
yaşasın sanayi devi ağababa!

2000'in başında,
hani milenyum masalları
hani hikâyeler hep konformista.
kuramlar ve kavramlar mahzun,
bilgiler ve fikirler hepten çorba.
sosyalizm demode, şeriat kiç
kanaat ve zanaat çıkmış ıskartaya.
kültür ve sanat, vah eski bir manzara.
sağcısıyla solcusu aynı dükkânda,
melun liberal stayla
artık tek tarz, yegâne moda.

ol lâhza güneş doluyor Boğaz'a,
Kasım aheste geçerken karşıya
ah! ne de mutlular
garipler, yolcular, suskunlar.
satirleri Sokrat öldürmüş
öyle diyorlar,
bu arada.

[Fotoğraf @Safranbolu]

Anneme

Benden anneme selam söyle O ki biricik annesidir  Tüm 27 yaşında ölmüşlerin, Ölünce ölümü öldürmüşlerin Ve emanet verilmişlerin Benden annem...