12 Nisan 2009 Pazar

Çocuk


gizlidir yaşamak bazan.
gizlidir aşkı ve ölümü.
müstakildir hürlüğü.

11 ocak 1979'un fırtınalı sabahında
hiç hatırlanmayacak anılarla
doğar bebek varlığa.
varlık vardır.
düşünse de vardır, düşünmese de vardır.
düşünmesi sadece şanındandır.
ki düşünenine pek az rastlanır.

2009'da otuz mudur, üç otuz mu?
bir gece ansızın söndürür mumunu.
mumun ömrü kısadır,
aydınlığı kendini yaktığı kadardır.
ha otuz, ha üç otuzdur doğrusu
zaman sadece bir sayı doğrusu.

matematiği kuvvetlidir çocuğun
iki ile ikinin 4 ettiğini bilir
denklemleri sever,
eşitsizliklere ifrittir.
integral almaz, türeve bulaşmaz
bilir, azda işi yoktur çoğun.

bizim çocuğun
Türkçesi beşlerden pekiyi
el yazısına hevesli,
en güzel hediyesi
güzel yazı defteri.

canı sadece şiir yazmak ister çocuğun
başka çocuklarla oynamayı sevmez.
başka çocukları sevse de,
oynamayı sevmez.
kendi oyunu kendine benzemez.

yaşamak çok gizlidir bazan.
aşkı ve ölümü görünmez sırdan.
belki yansır hür bir aynadan.

[Marianne Faithfull'u öpüyorum]

9 Nisan 2009 Perşembe

Prenses


bugün dolunay'ın birinci günü.
dolunay'da gönlüm mahzundur.
yanına gidip koklamak ister yüzünü,
sarılmak ister de yoktur gücü.
sarılamayınca hâlim yaş doludur.
gerçek yaşın yanında kuru yoktur.

dolunay'da ağlarım ırmak ırmak
peki ay'a ulaşır mı aktığı yatak?
bilsem de bir bilmesem de bir.
kalbimde, bak var mı zehir?
varsa önce oraya ulaşsın bu nehir.
Ay, belki o zaman yanıma gelir.

dolunay masal vaktidir.
masallarda en sevdiğim prenseslerdir.
kendimi prenses zannetmem bu yüzdendir.
dokuz şilte altındaki bezelye tanesidir,
hissedebiliyorsam
prenses değilim de nedir?
bilsem de bir bilmesem de bir.

Festival


Sevgili Külâhım;

Nisan...
İstanbul'da festival zamanı.
eskisi gibi tenha değil artık öğle seansları.
hınca hınç, balık istifi ortamı
sanırsın kalabalık, filmden alıyor hıncını.

pazartesi izledim: Genç Kız Pınarı
Bergman'ın bakire baharı.
ahlak ve pagan temalı.
tecavüz ve cinayet, ki sonu intikamdı.
bir sahne varıdı:
uçsuz bucaksız gündoğumu çayırı
huş ağacı sallanmadaydı,
intikamla yananı temizlemek için
koparılmadaydı...

salıysa iki İsevi dalgası:
Nazarin ve Çölün Simon'ı.
yerin dibine geçirmiş ruhbanlığı
ve din adına yapılan
hokkabazlıkları!
güzel Nazario'ya ne fena değmiş
bâtılın kem nazarı.
ah Bunuel,
keşke bilseymiş İslâm'ı...

hasılı
üç tatlı film, üç ballı açı
gözüm, göynüm açıldı.

7 Nisan 2009 Salı

Aşk


İşte esas mevzû, mesele, konu, husus... Hakkında en çok yazdığım muazzam tatlı, ballı, şerbetli kelime. Kitabım da aşk konulu; üzerine koca kitap yazdım, hâlâ biraz olsun kesmiş değil beni. Yazdığım her şey aşk zahir, müzik de aşk, annem-babam aşk, Kuzguncuk aşk, Datça aşk, yazmak aşk, şiir aşk. Külâhım sen de aşkımsın ;]

hani diyor ya, yeryüzündeki bütün ağaçlar kalem olsa
ve bütün denizler mürekkep
bitmez de bitmez aşkın sözü, hep!

diyor ya: tek bir aşk vardır
tek bir ayrılık...

işte düpedüz gerçekler külâhım,
hâlâ bana gerçek nedir sorarsan
aşkolsun sana canım!
aşk olsun bana,
canım...

kelimenin perdesini kaldır,
içine bak.
bak kim var orada?
velhasıl korkma... külâhım.

[Kuzguncuk muhitim ve memleketim, Datça ise demleketim diye tabir buyurduğum bir güzel yöre. Köyüm, denizin, yârenim, Akdenizim. Akdeniz'i Cebelitarık'tan tutuyorum, hoop Boğaz'a kadar geriyorum, işte habibatımın sınırlarını böylece çiziyorum. Bir uçtan bir uca topoğrafyam işte külâhım. Kuzguncuk'ta korunun dibinde doğdum, Datça'nın Betçe tarafında yaşadım. Betçe'nin hikâyesini defaatle yazdım ve inşallah bir gün yine uzun uzadıya yazarım.]

6 Nisan 2009 Pazartesi

Annem ve Babam


ne zaman ki gerçekten kalbim boydan boya kırıldı,
o zaman ki kaz kafam anneciğimin değerini anladı.

ne zaman ki gerçekten aklım boydan boya çatladı,
o zaman ki babacığım sığınılacak tek limandı.

3 Nisan 2009 Cuma

Cuma


Bugün cuma, en sevdiğim gün diyebilirim cuma için.
Cuma, "esperanza" dolu.
Esperanza, İspanyolca "umut" demek, bunu da Michel Tournier'nin "Cuma (ya da Pasifik Arafı)" nam kitabından öğrendim. cumalar birleşti yani. Çeşitli dillerdeki, bildiğim bazı kelimeleri çok seviyorum, farketmişsindir külâhım. Março, esperanza, nomad filan, aklıma geldikçe yazıyorum. Elbet en çok yaşadığım coğrafyanın dilini, dillerini seviyorum. Bildiğim için mi seviyorum, yoksa gerçekten de dünyanın en güzel dillerinden biri olduğu için mi, bilmiyorum. Türkçe'den bahis eyliyorum. Yakın çevresindeki nefis diller; Arapça, Farsça, Yunanca vs.nin etkisiyle daha da güzelleşmiş, olgunlaşmış, sade ve etkili ana dilimden bahsediyorum.

Arapça ve Farsça'yı günün birinde öğrenmeyi çok istiyorum. Yunanca, İtalyanca, İspanyolca'yı da keza. Japonca'yla, Çince'yle işim olmaz misal, almayayım.
Aslında Yunanca'ya az biraz sevgili Giorgos Dalaras beyefendiden aşinayım. Dalaras, fena dalar. Çok sevdiğim müzisyenlerden biridir, aşkın dilinden anlar, benim dilimden de anlar. Kendisini o kadar çok dinledim ki bir dönem, bir dönemim damgalıdır Dalaras'la. "Bir döneme damgasını vurmuş sanatçı!" ;] Sagapo [tse agapo diye yazılanzi], sagapo Giorgos Dalaras, seni seviyorum!

Yunanca'nın da bu teranesi var, alfabesi çok yarayışsız, şekiller, çubunklar filan. Yani bana öyle geliyor, ya kardeşim okunduğun gibi yazıl işte. Gördüğün gibi, bana en uygun dil Türkçe külâhım. Lütuftur bana Türkçe'nin coğrafyasına doğmak.

Duurr, daha anlatacağım.
Aşk kelimesine bak misal. Aşkı daha iyi seslendirebilen bir kelime daha var mı âlemde ya!
Aşka aşığım. Âşık misal, bir tane "ı" nelere kadir, görüyorsunuz sayın seyirciler.

Bu arada, her dil çevresindeki dillerle beraber büyür, büyümelidir. Kültür dediğimiz budur. Fakat bu etkileşim, sende olmayan sesleri, kelimeleri almak şeklinde olur, olmalıdır doğal olarak. Yoksa sende var olan kelime aslanlar gibiyse ve sen hâlâ gidip yerine yabancı bir kelime kullanıyorsan, e bizim de sana kıçımızla gülmemiz farz olmuş demektir.

Hülasa, coğrafyana dikkat et, yaşadığın yere dikkat kesil, tesadüf sanma külâhım.

1 Nisan 2009 Çarşamba

Poisson D'avril


Başlığım pek afili oldu.
Bugün 1 Nisan. Şaka günü var dünyada yau; şaka gibi, düşününce ;]
Nisan balığı deniyor bazı memleketlerde bu şakalama işine. Poisson d'avril de Fransızca Nisan balığı. Hikâyesi var tabii, olma mı, hatta bu hikâyeyi 2002'de sözlüğe de yazmışım. Gregoryen takvimiyle birlikte, 1 Nisan olan Fransız yılbaşısı 1 Ocak'a alınıyor. Nisan'da yılbaşını kutlama gafletinde bulunanların sırtına da Nisan balığı çıkartması yapıştırılıyor filan. Nisyan balığı işte bir nevi. Gelenek olması ilginç...

Takvim konusu merakımı mucip bir konu külâhım. Türlü türlü takvim kullanmış insanoğlu. Gregoryen'in tarihi Mısırlılara dayanıyor, güneş hesabı. Ben uzundur bu takvim işlerine kafa yoruyorum; güneşe bayılıyorum ama dünyanın zamanı hususunda Ay'ın daha ayrıntılı bir hesabı olduğunu düşünüyorum. Ay takvimlerine hastayım vesselam. Hicri takvimi bu yüzden çok seviyorum. Rüzgârlar, toprak, bitkiler, hayvanların hâli hep hicri takvimin incelikleri. Misal eskilerin kışı Erbain ve Hamsin'den müteşekkil. 40 ve 50 günlük dönemler...
Meddücezir de var. Sistem kusursuz hasılı.

Bugün 1 Nisan
1 Nisan, bir insan.

Anneme

Benden anneme selam söyle O ki biricik annesidir  Tüm 27 yaşında ölmüşlerin, Ölünce ölümü öldürmüşlerin Ve emanet verilmişlerin Benden annem...