28 Mart 2015 Cumartesi

Şaka


"insanoğlunun sayılıdır günleri,
yapıp ettikleri bir yel esintisi..."
Gılgamış

bir gece ansızın
kelimeleri ateşe verdim
ve küllerini burnuma çektim
ha ha ha! şaka şaka
nerede artık öyle pervasız kafa?
varsa yoksa ölümcül bir hüzün
acık da sevdadan bozma melankolya

yok yok, şaka maka
hani nerede hafıza ve hatıra?
hepsi seninmiş aşka dair ne varsa
varlık, mânâ, hakikat, yasa
ben dediğimse ancak
şakası olmayan bir şaka.

geceden kavurdum
gene de ben
kelimeleri yana yakıla.
gençliğimin müthiş tınıları
istif sırt çantamda.
çıktım bîzar ayaklarla
çıktım gönlümün İda'sına
açtım çantayı, çıkardım dosyayı
külleri, tozları ve taşları
savurdum Knossos'a
savurdum Yarımada'ya
savurdum İstanbul'a.

orada, o arada
gözlerim Enkidu'yu aradı,
hani Gılgamış'ın Enkidu
ya di' mi, ne alâka?

uçuştu ne varsa
ağız açtı buruk sada
bahar geldi ustaaaaaa!
meğer beni düşünüyormuş
zalım Humbaba o esnada.

o beni düşününce
ben de onu düşündüm:
öldürsem mi, yarına mı bıraksam?
ha ha ha! bu şaka da
Raskolnikov'dan hatıra.

şaka bir yana
şükür bu yana
baharcığım merhaba.

[Fotoğraf @Kayaköy]

27 Şubat 2015 Cuma

Çukur


do u wanna be hypnotised?

kaza kaza
kazara
taşa çarpan balta
bir kıvılcım bir sıçrayış
antikiteden kalma
bir yara...

o lâhza
kalıntıların üzerine kar yağdı
buluntuların üzerini gece kapladı.
hani sevgilimin sevdiği
sokak lambalarının ışığında
dönüp duran beyaz tipi,
Caravaggio'dan ya da Rubens'den
kar deyince ancak Brueghel'den
ölü doğanın diri resmi
hani denizin kar yeşili...

harfleri, mısraları ve paragrafları
rica ediyorum takip etmeyi bırak.
yazan sana lafım,
okuyan sen idrak.
biraz imge biraz simge
örneksiz, misalsiz, teşbihsiz
hiçbir şey anlayamaz
insan denen torlak.

izin ver fragmanlı yazayım,
programlı yazmayı
kuruyla karanın yanına bırakayım.
saymakla bitmez harfleri
tek bir noktada toplayayım.

ilk karşılaşmamız
son anda olmasın olur mu?
benim tüm noktam bu.
virgülüm, noktalı virgülüm, ünlemim
çengellerim, kesmelerim, çizgilerim
cesedime nakşettiğim alâmetlerim
mühürlerim, çentiklerim, izlerim...
sevmiyorum, söylemiş miydim?
senden başkayı...
bir de ustaları ve üstatları
bana seni hatırlatanları,
sana beni hazırlayanları, ayrı.

hani ben en çok Akdeniz'i severim.
ışığının dolaştığı taşlarda yatmayı
bal rengi, zeytin rengi, incir rengi
tapınak taşı, kilit taşı, bilinç taşı
hani ben Efes'te, Priene'de, Phaselis'te
varlık eteğinde gizli taşları aramayı...
kendi olan tek şey taşlarmış
bazı taşlar Allah korkusundan çatlar
bazısı dere tepe yuvarlanır koşar
bazısından buz pınarlar fışkırırmış
Allah aşkına doğru ya,
bir de seviyorum taşları.

Ay'ı ve kuşları...
kuş gibi öten sevgilimi
kuşları besleyen annemi
bana Ay'ı gösteren babamı.

sevilmedik
başka şey kaldı mı?

başka şey yokmuş çukurda
biraz karbon, biraz iskelet
biraz gözyaşı, biraz hasret
çoğu yokluk olan bir kesafet.

seni sevmek meğer
bir yokluğu sevebilmek...

o güzel yokluğu
lâ ilâhe illâ Hû...

hey caanım haslar
haslardan da haslar
buyurun sizin onurunuza
hipnozu geçmiş uykular
cemresi düşmüş Şubatlar
bir kazıdan çıkmış baharlar
ve ganimet hamdüsenalar

[Fotoğraf @Phaselis]

31 Ocak 2015 Cumartesi

Kazıcı


[kaz kazı kazan
iğneyle kuyu çıkan]

kıvrıla kıvrıla, kıvrana kıvrana
çamların ve pinarların arasından
soluk soluğa, üç buçuk korkuyla
çıktığım yahut indiğim,
ekseri bilemediğim
altüst mü tersyüz mü
bir çuval inciri harman ettiğim
bir balya kelleyi ferman ettiğim
altı üstü, tersi düzü, içi dışı
bilincin önlü arkalı sınav kağıdı
vardığım yerin topoğrafyası...

şimdi kasaba gidiyorum ve
ağbi ben senden şuur istedim
sen bana bilinç vermişsin, diyorum!
ne fark eder abla,
ikisi de aynı şey derse, hayır yutmuyorum!
yook üstü kalsın, altını bana ver
yok yok altını ver, üstünü köpeklere at
iyisi mi altını kediler yesin, üstüne bir bardak soğuk su!
ve diyorum lütfen al bilincini, ver şuurumu!

işte böyle pejoratif bir an
kasabın kavramlarıyla düşünmeyi bıraktım.
altı üstü, tersi düzü, içi dışı
prehistorik havanda dövüp karıştırdım.
sade suya acı tirit, yiye yiye ayıldım.

sonunda kala kala
bir havan bir tokmak
bir kral bir çıplak
bir şuur bir de şuurdan içeru,
Yunus'tan okkalı bir şaplak
Freud'dan bir altın maşallah
mezun olup yalın ayak
Jung'u şuuriçine çağırdım.

haydi, Toroslarda buluşalım!
güneş Akdeniz'i gösterdiğinde,
sevdiğimiz kabirleri kazalım.

Ocak bir hışım harladı, içleri dışarı çıkardı o an.
Zuhal gene soğuk kor kuşandı, amansızca yakan.
- buhurdanla ölü hücreleri kışkışlayan...

an katman katman
Likyan, Roman, Bizantiyan
an hepsinin taşından
kale gibi dışarıdan,
maziden ve atiden
oysa kaçıp anbean
şuura saklanan,
an, çok eski bir yoldan
antik çamların ardından
elan denize açılan.

geçip Hadrian kapısından
korken su, külken rû
taşken altın olan...

[Fotoğraf @Xantos]

17 Aralık 2014 Çarşamba

Amor Vincit Omnia


Aziz hatırasına...

şu ışıl ışıl gözlerden
şu pırıl pırıl göklerden
şu kıpır kıpır denizlerden

şu adım adım mısralardan
şu allak bullak notalardan
şu hayal meyal imajlardan

cancağzım, bize kalan
nedir ki başka
âşıklıktan?

[Fotoğraf @Konya, 2008. "Bir Konya Klasiği"]

4 Aralık 2014 Perşembe

In Memoriam


Anısına...

var mısın?
varım.
nesine?
anısına.

deniz sonsuza akıyor
yelken de, müzik de
beşer tökezliyor, düşüyor
insan doğruluyor, kalkıyor
yok gücüyle
küreklere asılıyor.

nesine?
anısına.

uyaranların ve uyutanların
işlemediği o zırhlı an çattığında,
uyanmaktan başka çare
utanmaktan başka hisse
kendinden başka kimse
olmadığını biliyor.

insan, bilinebilecek şeylerin
en güzelini bildiğinde
ne güzel oluyor.

insan, hür başına bir kayıkta
şevk ve gayretle seyrettiğinde
ne güzel gidiyor.

Hayy maşallah o insana,
ânına ve anısına...

nefes kesici insan,
kıtır kıtır nefis kesiyor.
ilk sözün, sesin, üfleyişin
anısına sonsuza akıyor.

var mısın?
yokum.
nesine?
ölümüne.

[Fotoğraf @Bolu, Gölcük.
Külâhım, senenin ilik gibi albümlerinden The Endless River'ın sponsorluğuyla...]

7 Kasım 2014 Cuma

Adam


gözdağında
bir çoban

gözümde yangın
elimde ustura ve balta
tunç, abanoz ve şimşir
geldim sapa yoldan
demir nalınlar ayağımda
dağın dibindeki ovaya.

ovada manzara düzgün
mevsimlerden hazan
günlerden o gün,
sarışın renklerden taşan
acayip bir hüzün.

bir kayaya vurdum.
bir kayının dibine çöktüm.
yapraklar ıslak, duygular ıslak, dünya ıslak
ukba parçalı bulutlu, arş-ı ala çok parlak
gözümde yangın
elimde ustura ve balta
ne yapacaktım ben bunlarla diye düşündüm.

orada belki bir an,
belki bir ömür duruldum.
duyduğum gurublar, kokladığım mehtaplar
aşkın lâcivert atlasını örtünen kızıllar
kalbin camlarında parıldayan yıldızlar
her şey geçti, ben oturdum.
dağlanan ayaklarımı ovuşturdum.

verdiğim sözleri unuttum
vermediğim sözleri tuttum
oysa ne ses benimdi, ne söz
gene de olan bitende vardı
bir çimdik tuzum.

anımsayınca doğruldum.
tıraşladım amansız usturamla
mazinin ve istikbâlin sert kıllarını
budadım ölümcül baltamla
gazoz ağacının ıskarta dallarını
çıkarıp astım çıplağına
demirden nalımlarımı...

benim sevdiğim,
usturam ve baltam,
rikkatle kestiğim her kangren aksam.
benim sevdiğim bu akşam
yarın Kasım öbür gün Ocak
benim sevdiğim,
sadece kendi peşinden giden adam.

ovaya ve dağa
sessiz, yalnız
ve nalınsız...

[Fotoğraf @Bolu, Gölcük]

7 Ekim 2014 Salı

Kurban


Eylül mavisi
Ekim yeşili

Yaza sır vurulur, güz olur.
Yüze sır vurulur, göz olur.

Cama sır vurulur, ayna olur.
Çamura sır vurulur, seramik olur.
Arıya sır vurulur, bal olur.

Ağaca sır vurulur, kağıt olur.
Ağaca sır vurulur, kalem olur.
Denize sır vurulur, mürekkep olur.
Denize sır vurulur, kan revan olur.
Rüzgâra sır vurulur, yağmur olur.
Rüzgâra sır vurulur, mavi olur.
Süte sır vurulur, yoğurt olur.
Süte sır vurulur, peynir olur.

Şiire sır vurulur, sabır olur.
Şiire sır vurulur, nasır olur.

Göze sır vurulur, âlem sınırsız sır görünür.
Göze sır vurulur, âlem sırsız sınırlı görünür.

Düşünmeye sır vurulur, anlamak olur.
İdrake sır vurulur, kurban olur.
Firkate sır vurulur, vuslat olur.

Her işin bir sırrı vardır.
Sır, ancak ehline ayandır.
Sırra sır vurulur, ayan olur.
Ayana sır vurulur, sır olur.
Sır, dengeyle, kıvamla, ustalıkla ilgili bir olgudur
ve içinden tavşan filan çıkmaz.

İnsana sır vurulur, kamil insan olur.
İnsana sır vurulur, insanlığından olur.

Sırrı vuran birdir, tektir. Sır başka başkadır, fakat O'ndan başka yoktur.
Sır mahallinin hem içinde hem dışındadır, ne içinde ne dışındadır.
O'nun hakkında ne düşünülürse, O, bundan uzaktır.

Bal, arı değildir; fakat arının sırrıdır.
Kağıt, ağaç değildir; fakat ağacın sırrıdır.
İnsan, O değildir; fakat O'nun sırrıdır.

[Fotoğraf @Patara. "İnsan, benim sırrımdır." kudsî hadis.
Külâhım, tarife, arefe, kurban ve bayram. Mübarek ola.]

Anneme

Benden anneme selam söyle O ki biricik annesidir  Tüm 27 yaşında ölmüşlerin, Ölünce ölümü öldürmüşlerin Ve emanet verilmişlerin Benden annem...